Para ilgili herşey  
 


2000’li Yılların Başında Dünya Ekonomisinin Yapısı

Dünya ekonomisi içinde her türlü dinamiğe sahip olan bir yapıdadır. En gelişmiş ülkeden kabileye kadar büyük bir yelpaze vardır, ekonomide. 21. yüzyıl başında bu ülkelerin durumunu ekonomik, teknolojik, siyasal ve ideolojik yapı belirliyor. Bu bağlamda küreselleşme çerçevesinde ülkeler Merkez ve Çevre ülkeleri açısından iki farklı biçimde şekilleniyor. Merkezde ABD, AB ve Japonya var, ama ilerde yenileri eklenecek gibi gözüküyor. Özellikle ‘Asya Kaplanı’ olarak nitelenen ülkeler biraz daha yakınlar Merkez ülke olma konumuna. Nitekim daha çnceleri G-7 olarak toplana gelişmiş ülkeler kurumu artık G-20 olma yolunda. Yalnız Merkez’in dışındaki gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler çok dağınık durumda olduklarından Merkez’e girmeleri biraz daha vakit alacağa benziyor. Çevre ise Merkez’in aldığı kararlara uymak zorunda, çünkü IMF ve DT֒ye yolları çok düşmekte. Bu kurumlar ise Merkez güdümünde olduğu için Merkez’in dediğini yapmak zorunda kalıyorlar.
ABD’nin Merkez içindeki üstünlüğü, Çevre’deki politikaların ABD eliyle ortaya çıkttığını gösteriyor. ABD gerek ekonomik, gerekse askeri güç bakımından şu anda Merkez’in zirvesinde olduğundan, Merkez kararlarının da belirleyicisi gene ABD oluyor. NATO, UNITAD, DTÖ, UNESCO gibi kuruluşların başkanlarını ABD’nin vatandaşlarının olması bunun açık göstergesi olsa gerek. ABD ekonomik ve askeri alandaki bu üstünlüğünü kültür alanında da pekiştirmek istiyor. Bugun tüm dünyada gösterime giren filmlerin %70’i Hollywood yapımı filmler. Örneklerini yukarıda verğim alanlarda daliderliği yine kuşku götürmüyor.
ABD’nin rakipleri şimdilik sessiz görünüyorlar. Yalnız AB, ABD’nin bu her alandaki üstünlüğünden kendini korumaya çalışıyor. Daha doğrusu AB içindeki bir kaç ülke: Fransa ve Almanya. Fransa, ABD filmlerini mümkün olduğu kadar ülkesine sokmamaya çalışıyor. Almanya da buna benzer bir kaç önlem almaya başladı. Ancak şimdilik AB için böyle bir karar söz konusu değil. Fransa’nın ABD karşısında daha bir çok karşı girişimi bulunuyor. AGSK yoluyla ABD’nin Avrupa’daki askeri gücüne alternatif yaratmaya çalışıyor. AB Euro ile ABD’nin Dolar’ına alternatif olma gayretinde. Fransa kendi filmlerini Avrupa’da seyrettirmeye çalışıyor. AB içi teknoloji birliği yoluyla ABD’ye teknolojik alanda da rakip olmaya çalışıyorlar, ancak şimdilik durum halen ABD lehine işliyor. Ancak zirve için AB-ABD mücadelesi artacak gibi gözüküyor.
ABD’nin diğer rakibi olan Japonya gelişmesini gayet iyi yürüttüğü için sürekli ABD baskısı altında kalıyor. ABD Dolar/Yen paritesini düşürmeye çalışıyor. İkinci Dünya Savaşı sırasında Japonlar’ın işledikleri suçları bahane ederek İnsan Hakları konusunda Japonya’yı dünya arenasında köşeye sıkıştırıyor. Ancak güçlenen Çin karşısında birlikte olmak zorundalar. Çünkü Çin, hem ekonomik hem de askeri açıdan büyük bir ülke. Jaonya’nın ise askeri gücü Çin’ê nazaran çok az. Bu yüzden Japonya’nın da ABD’yle iyi geçinmesi gerekiyor. ABD ve Japonya bölgede barışçı tutum sergileyerek bölgenin dinamiklerini ellerinde tutmaya çalışıyorlar. ABD’nin Jaopnya’ya bir açıdan daha baskısı var. Dev Japon şirketlerinin birleşmelerini önleyici anti-tröst yasalar çıkarmasını istiyor ABD. Çünkü menşei ABD olan ÇUŞ’lar bunlarla rekabet edemiyorlar. Sebebi ise Japon firmalarının çalışma ahlakının diğer ÇUŞ’lardan farklı olması. Japon firmaları düşük karlara razı oldukları için, bir de ABD menşeili ÇUŞ’ların çok yüksek kar olmadan bir piyasaya girmek istemedikleri için rekabet etmeleri çok zor oluyor. Bugün dünyanın en büyük 17 bankası Japonya’da bulunuyor. ABD’li ÇUŞ’lar doğal olarak çok rahatsız oluyorlar ve ABD de onları korumaya çalışıyor. Ancak Japonya bütün bu baskılara rağmen yakın gelecekte Merkez’in zirvesindeki ABD’ye en yakın rakip olarak görünüyor.
ABD’nin dünyayı etkileme gücünün yüksek oluşu onu zirveye taşıyor. Yeni buluşlar ve teknoloji geliştirme faaliyetlerinde başarılı oluşu; haberleşme ve düşünce yapısı oluşturmada etken oluşu; pazarlamada ileri düzeyde oluşu; finans piyasasının güçlü ve kurumlarının etken olması ABD’ye zirveyi armağan ediyor.Dolar’ın uluslararası piyasalardaki büyük gücü bir aralar Bretton Woods Anlaşması’yla Dolar’ın altına konvertible olmasıyla iyice perçinlenmişti. Uluslararası piyasalarda altına konvertible olmasından dolayı bir çok ülke elinde Dolar tutuyordu. Dolar’ın altına konvertibilitesi kalktığı halde bu ülkeler Dolar tutmaya devam etti ve dolar dolaşımdaki üstünlüğünü kaybetmedi.
Bu gelişmeler karşısında Çevre’nin durumuna bakacak olursak pek iç açıcı olmadığını görürüz. Nufus artışı sürerken GSMH’larındaki reel düşüş veya sabitlik onları Merkez karşısında iyice savunmasız duruma getirdi. Artan nufusun ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanan Çevre,(gerekli sermaye birikimi de olmadığı ve dolaysız yatırım gerçekleştiremediği için) Merkez’in kredilerine mecbur kalmıştı. Merkez ise düşük nufus artışıyla Kişi Başına GSMH’nı artırmıştı. Sermaye birikimi giderek artıyordu ve karlı alanlar arıyordu. Çevre’de sadece ‘Asya Kaplanları’ k.b.GSMH’nı hatırı sayılır bir miktarda artırabilmişti. Çevre’deki sermaye ihtiyacı Merkez için yeni kar alanları demekti ve geç kalmadan krediler veriliyordu. Ancak son 10 yılda bu durum biraz değişti. Merkez kredi vermek yerine ülkenin serbest sermaye hareketlerine açılmasını istiyor. Böylece ülkeye ÇUŞ’lar rahatça girip önemli kamu kuruluşlarını ele geçiriyorlar. Bu şekilde Merkez’in kazancı daha fazla oluyor. Çevre’nin de Merkez’e karşı bazı zaafları var. Kendisi teknoloji yaratamadığı veya yaratsa da satacak pazar bulamadığı için Merkez’le iyi geçinmek zorunda kalıyor. Zaten Merkez’in teknolojisinide eskidiği zaman alabiliyor. Şu an Çevre’den Merkez’e en yoğun ticaret uyuşturucu ticareti. Hal böyle olunca da kara para devreye giriyor. Kara parayı aklamanın yolu da Merkez bankaları. Çevre için bu durum bir çok ikilemden sadece ikisi.

 

Geri Dön




Toplist